Anasayfa

Selamlar!

Saymayı bilmeyen bir sayısal işçi, fotoğraf hastası, bilim-kurgu sorunlusu, hayalperest bir 'durağan gezgin'...

Yada kısaca: Erman Aktan! Dahası?

Kitaplar ve ben

Zamanında çoğu çocuk gibi okumayı angarya bir iş gibi görürdüm. Belki yanlış yönlendirmekten, belki de doğru kitaplarla tanıştırılmadığımdan, okumak bana zor gelirdi.

Liseye başladığımda kalemler elime yapışmaya, kelimeler gözüme bir başka görünmeye başladı. O zamana kadar bana hep sıkıcı yerler gibi görünen kütüphaneler, vakit geçirmekten haz aldığım birer mistik kaçamak yerlerine dönüşmüştü. Bütün bunların kırılma noktası da, aslında mesleği ve merakı bambaşka olan birisinin internet üzerinden bana verdiği bir mesajda saklıydı.

Bahsi geçen kişi Doktor Mercan Sarıer.

Eğer o kim diye soracak olursanız, kendisi bu hayatta bir insanın başına gelebilecek en iyi insandır. Birincisi, başarılı bir beyin cerrahıdır. İkincisi kültürlü, eğitimli, kendini doğru ve çok iyi geliştirmiş birisi, üçüncüsü de fotoğraf çekmeyi bilen ve becerebilen biri olmasıdır.

Kendisini doğrudan tanıma fırsatım hiç olmadı, ama hayatlarımızın kesişme noktası şimdilerde tarihin bir parçası haline gelmiş olan fotokritik adlı internet sitesiydi. Neden bilmem ama, Mercan bey'in siteye yüklediği fotoğrafların bazıları beni kendine inanılmaz şekilde çekerdi. Özellikle melankolik, kasvetli ve umutsuzluğu betimleyen fotoğrafları...

İçlerinde bir tanesi vardı ki, şu an telif hakları beni engellemese buraya eklemeyi çok isterdim. Galata kulesine nazaran dükkan tezgahlarından birine oturmuş minik bir dünya güzeli, hani şu sokakta kağıt mendil satmak için peşinizden koşanlardan. İşte o fotoğrafa yazdığım yoruma cevap vermişti Mercan bey. O yorumun içerisindeki onlarca kelime içerisinden ardışık iki kelime beni birden değiştirivermişti.

"...Ende'nin Momosu..."

Ne olduğunu sonradan anlatacağım, fakat bu iki kelime, sanki doğduğum gün zihnime kodlanmış ama çalışmak için gizli bir komut bekleyen kişilik özelliğini açmak için seçilmişti. Mercan bey de eskaza bu mesajı bana ileten kişi oldu. Neden ve nasıl bilmeden o iki kelimenin peşine düşüp bir hafta içerisinde bahsettiği kitabı bulmuştum. Arka arkaya iki kez okudum. Sonrasında da elime ne geçtiyse devam ettim.

Micheal Ende'nin 1973 tarihinde dünyaya hediye ettiği çocuk hikayesi Momo: Melankolik bir evrende, tüm renksiz şeylere rağmen rengarenk bir hayat yaşayan evsiz küçük Momo'nun, Profesör Horus ile kötülüğe karşı mücadelesini anlatır. İçinizden "Koca adam, çocuk hikayesi ile mi kitapları sevdin?" diyebilirsiniz. O zaman ben de sizden bu yazının ilk paragrafının ikinci cümlesini tekrar okumanızı rica ederim.

Sayın Sarıer, hayatımdaki belirli dönüm noktalarından birisinin -farkında olmadan da olsa- mimarı olmuş, benim için ve eminim ki bir doktor olarak hayatına dokunduğu herkes için çok değerli, eşine nadir rastlanan insanlardan birisidir. Neden bilmem, kendisinden bahsetmek ihtiyacı duydum. Belki de hayatımın aşırı sade özeti olan bu yazılarında ona yer vermemek garibime gittiği içindir.

İşin aslı, her birimiz, farkında olarak yada olmadan birilerinin hayatlarında bazı şeyleri tetikliyoruz. dünyada -şu an- yaşayan 6 milyar insanın hayatları öyle yada böyle bir şekilde birbiriyle kesişiyor. Etkiliyor, etkileniyoruz...

Ve birinin kulağımıza söylediği şeyler, bizim çoğunluklara haykırdığımız gerçeklere dönüşüyor. Doğru yada yanlış şekilde!