Anasayfa

Selamlar!

Saymayı bilmeyen bir sayısal işçi, fotoğraf hastası, bilim-kurgu sorunlusu, hayalperest bir 'durağan gezgin'...
Yada kısaca: Erman Aktan!

Bu sefer bir özeleştiri

Her zaman yazdığım başlangıç cümlesini bu sefer tekrarlamayacağım ve her zamanki gibi gelecekte yapmayacağım bir şey de duyurmayacağım. Onun yerine biraz özeleştiri yapmam daha doğru olacak.

Bu internet sitesi benim %100 sahip olduğum tek şey. Tamamı ile bana ait olan, tamamı ile benim emeğimin sonucu olan, ne ailemin, ne dostlarımın, ne de tanıdığım/tanımadığım başka birinin dokunduğu bir şey. Burada yalnızca ben varım, o yüzden burada gördüğünüz tek şey Erman Aktan... ve tarihe gömebileceğim geriye kalan şeyler. Peki şu an neden mi boş? Çünkü paylaşacak birşeyim kalmadı. Eskiden çok şeyim vardı, insanlara gösterecek, duyuracak onların hissedip anlayacağı çok şeyi burada paylaştım. Hala bu paylaşımların ruhu gitmiş ama bedeni kalmış birkaç kalıntısını buralarda bulabilirsiniz. Fakat yenileri gelmiyor.

Bu hiç gelmeyeceği anlamına da gelmiyor tabii ki. Bilinir ki ben içedönük biriyimdir ve bu, beni ben yapan özelliğim olduğu kadar lanetimdir. Kendi başıma kaldığımda dünya farklı görünür bana. Her şeyin bir rengi, bir enerjisi, bir ruhu olur. Kendi kendime konuşur, en basit şeylere bile bir kişilik, bir benlik katarım. Kendimce algılarımın bana gösterdiği dünyayı yorumlamamın yoludur bu... ama ne var ki, insanlara yaklaştıkça soluklaşır herşey, renkler ve enerjiler yok olur. Normalde kendimi dinlerken görebildiğim şeyler insanların kelimeleri, varlıkları ve bana ilettikleri şeyler içerisinde görünmez olur, hissedemem, algılayamam. İşte lanetim dediğim şey de budur. Hayatım boyunca kendi başıma bir şeyler becerme, kimseye sormadan, danışmadan öğrenme alışkanlığımın bende açtığı kapanmayan yaradır (Eğitilemeyen, başkasından birşey öğrenemeyen biri olmamın da sebebidir aynı zamanda). Modern dünyaya yabancı kalmamın, garip görünmemin ve herhangi bir insan topluluğunda parmakla gösterilmemin -ve o parmağın beni dışarı iteklemesinin-, insanların yüzüne bakmadan konuşmamın, konuşurken kurduğum cümlelerde bariz bir yapı bozukluğu olmasının yada devrik cümleler ile konuşmamın ve tabii ki benimle konuşulmadığı sürece asla konuşmamamın sebebidir. İnsanlara yakın olduğum kadar uzak durmaya çalışmamın, uğraştıkça daha fazla insanın koşarak yanıma gelmesinin nedenidir.

İçedönüklük kişilik ile alakalıdır. Bunlar psikolojik olarak farklı yapıda olan, genel olarak yalnız başına daha etkili yaşayabilen insanlardır. Dışadönük insanlara göre toplumdan daha sık izole olmaları gerekir. Burada 'izole olmak', gidip bir odada yalnız kalmak anlamında değil, diğer insanlar ile etkileşimlerini minimuma indirmek anlamında. Yoksa onlar da 500 metrelik bir alanda başka hiçbir insan bulunmasın, "kimsenin suratını görmeyelim!" demiyor. İnsanlar oldukları yerde durabilir, gidip boş konuşmasınlar ve gereksiz şeylerle onların enerjilerini tüketmesinler yeter.

Konuya geri dönelim...

Etrafıma topladığım yanlış insanların benden alıp geri vermediği şeylerin, bende kalması gereken şeyler olduğunu farkedince hepsini geri aldım. Gollum'un yüzüğü gibi iki avucumun arasında şapşal şekilde bakıyorum onlara. Bir gün tekrar etrafa saçarım hepsini. Ama o güne kadar onlar bizim "kıymetlimisss!".

Dip not olarak belirteyim. Zamanında başka çarem olmadığı için sarıldığım yılanlar artık bana tutunmaya o kadar alıştılar ki kendi başlarına yüzemiyorlar. Fakat unuttukları bir şey var: ben de yüzme bilmiyorum! Lakin artık ben kolumu uzattığımda iskeleye tutunabilecek durumdayım. Gerisini onlar düşünsün!