Blog

Soğusun heryer

Kışı özledim...

İstanbul'un soğuğunu ve rüzgarını. Boğaz'ın donduran ayazını özledim. Sıcak mevsim insanı değilim ben, ailemin kan bağları hep sıcak memleketler ile olmasına rağmen ben benzememişim onlara. Benim yaşadığım şehir soğuk olmalı, sokaklarında yürürken üzerimde kat kat elbise olmalı. Yürürken lokomotif gibi nefesimin buharı yükselmeli havaya.

Kapalı, kasvetli ve yağmurlu havada yürümeyi severim ben. Yağmur damlalarının saçaklara, camlara, park etmiş arabalara çarptığında çıkardığı ses müzik gibi gelir bana. Eminönü'nden Beşiktaş'a yürürken yol üzerindeki eski binaların arasından geçmeyi, sahilde yürürken boğazda ilerleyen teknelerin yerli yersiz ışıklarını, köprünün üzerinden geçen araçların silik karartılarını görmeyi severim. Kışın otobüslere bindiğimde içerideki sıcaklıktan camların buğulanmasını, dışarıdaki objeleri bulanık ve belirsiz görmeyi severim. Hatta yağmurda yürüdükten sonra soğuktan ürpermiş şekilde otobüsün kaloriferli koltuklarından birine ilişip, iliğimin ve kemiğimin ısınmasını yavaş yavaş hissetmeye bayılırım ben.

Dediğim gibi sıcak mevsim insanı değilim, ve gerçekten soğuk biriyim. Nedendir bilmem insanlarla arama mesafe koymak konusunda oldukça başarılıyımdır. Bana sevecen ve içten yaklaşan birisini çok kısa bir sürede pişman edebilirim. Etmişimdir de. İnsanların yüzüne uzun süre bakamam, hatta baktığım nadir anlar vardır. İnsanların yüzüne bakmaya alışamadım bir türlü, ne zaman birisinin yüzüne bakarak konuşmaya kalksam, onu bakışlarımla rahatsız edeceğimi düşünüp gözlerimi kaçırırım. Yüzüne bakmadan konuşmaya devam ederim. Sonuçta söylediklerimin çoğu zor anlaşıldığı için genelde susmayı tercih ederim. Zaten bu ülkede konuşacak yeterince insan var, ekstradan ses çıkarmaya gerek yok.

Şanslıyım ki etrafımdaki insanların çoğu beni bu şekilde kabullenmiş durumda. Şimdiye kadar iki kişiden başka kimse bunu yüzüme vurmadı. Birisi iş görüşmesiydi, gerekeni yapıp çıktım. Diğeri de saygı duyduğum bir büyüğümdü, hak verip sustum. Aslına bakarsanız bu bakışlarımdaki problem insanlardan uzak olduğum için. Bilgisayarın başında geçirdiğim vakti insanlarla geçirseydim büyük ihtimal ile herşey farklı olurdu. İnsan hayatında bir konuya ağırlık vermek istediğinde diğer tarafı dengelemesi zorlaşıyor yada ben bu konuda başarılı birisi değilim. Dikkatimi birden fazla konuya toplamak istediğimde problem olmaz, fakat bir konuya tamamı ile kilitlenmişsem, yanıma fitili ateşlenmiş dinamit koysanız farketmem! Annem çok kızar bana bu yüzden.

Yine konudan konuya atladım. Doğru düzgün, konusu ve anlatımı belli bir yazı yazamıyorum. Tabii ki bu işi yapan ustalar gibi olmayı hedeflemiyorum, fakat empati yapıp kendimi okuyucu yerine koyduğumda yazdıklarım bana saçma geliyor. Belirli cümleler birbiriyle bağlı değil, konudan konuya atlıyorlar. Başlangıçta duygularla ilgili olan bir yazı sonradan kağıttan uçak yapmaya gidebiliyor. Ne kadar saçma!

Şimdi düşündüm de, siyasete mi atılsam acaba? Çünkü siyasetçiler benim yazılarımdaki gibi davranır.